Maia Davis’in o keskin bakışları altında, Madrid’in karanlık ve nemli odasında gerilim hızla yükseliyordu. Kalın perdeler ışığı keserken, sıcak hava teriyle karışıyor, nefesler kısa ve derin oluyordu. Maia’nın şehvetli dudakları hafifçe aralanmış, gözlerine dolan istek alevi her hareketinde açığa çıkıyordu. Yumuşacık teni, altına sakladığı güzellikleriyle davetkar bir sır gibi duruyor; elleri titrek ama ısrarlıydı.
Ondan kaçacak değil, tam tersine içine gömülmek isteyen adamın eli hızla kaydı, önceleri masumca başlayan dokunuşlar yavaş yavaş iyiden iyiye sertleşti. Maia’nın çıplak bedeninde parmakları dolaştıkça, içindeki ateş daha da alevlendi. Küçük gıdıklamalar yerini kalın köklemelere bıraktı; yaran yarana gelen tenler birbirini yakıyor, amcık kısımlarındaki ıslaklık artıyordu. Dudaklar birbirini buluyor, kıvrımlar arasında hararetli sakso seansları başlıyordu.
Kadının inlemeleri odayı doldururken adam işi sıkı tutuyor, amcığını hiç bırakmadan amcığın içine salıyordu. Maia’nın aniden sırt üstü yatıp bacaklarını açmasıyla işler hızlıca dahası hal aldı; adam dikleşen mahmuzunu alttan sokup çıkarmaya başladı. Her kökleyişte dipten inleme yükseliyor, cılkını çıkarırcasına sikiş devam ediyordu. İnatçı dil ve parmaklarla amcığın her köşesi uyarılırken eşlik eden nefes alışverişleri de gittikçe acılı bir zevke dönüşüyordu.
Dokunulmazlığı yoktu artık; dayamanın hızı artmıştı ve Maia tamamen teslim olmuştu. Damağında acıyla harmanlanmış tatlı bir ağrı vardı; elindeki sertlik yorulmadan devam ediyordu. Sonunda o kavurucu doruğa ulaşıldığında kadın bütün gücüyle inledi, amcığın içinde patlayan aşk ateşi etrafa yayıldı. Adama “Beni böyle siktiğin için teşekkür et” der gibi bakarken vücudu titriyor, son damlasını akıtıyordu içine… Sessizlik yerini derin bir nefese bıraktı; savaş sonrası sakinliği gibi ama içinde yanar tutuş devam ediyordu hâlâ…